14 Kasım 2008 Cuma

Bir dil bir insan

Resmi törenlerden oldum olası nefret ederim. Lise sondayız, 10 Kasım törenine katılmayanı asarız keseriz diye ilan ettiler. Ümit Yalçın’la beraber hemen arazi olduk, müzik kütüphanesinin kuytu kısmına sığındık. Bir yandan Stravinski’nin Oedipus Rex’ini dinliyoruz, bir yandan muhabbet ediyoruz. Konu Latince’ye geldi. Bu dili öğrenmek lazım dedik, cehalet kötü şey. Aradık, baktık, tozlu raflarda nefis bir kitap: Liseler İçin Dört Yıllık Latince! Bindokuzyüzkırk küsurdan beri kimse ellememiş. Hazine.

Ondan sonraki bir ay boyunca kapandım. Okulu mokulu boş verdim. Bir kere müthiş rasyonel bir dil, grameri harikulade. Az kelimeyle çok şey anlatma gücü var. Sonra sistemi bir kez kavrayınca, İngilizce’den tonla kelime çıkartabiliyorsun. Neyse, yanlış hatırlamıyorsam 17 Aralık mı ne, Amerikan üniversiteleri için giriş sınavları vardı. Seçmeli üç konudan birini Latince olarak aldım. Beni bile hayrete düşüren bir puanla çıktım.

Üniversitedeyken fırsat buldukça devam ettim. Dünyanın en fırlama hocası Victor Bers’ten Latin Lirik Şiiri aldım, Catullus’un belden aşağı dörtlüklerini eğlenerek okuduk. Bir dönem Post-klasik Latince aldım. Lisansüstündeyken bir ara Christoph Besold adlı 17. yüzyılda yaşamış bir Almanın siyaset kuramı üstüne bin küsur sayfalık Latince kitabıyla uğraştım. Koca Amerika’da kitabın 1628 basımı tek nüshası varmış, Kongre Kütüphanesinden kayınpederin sevgilisi Elaine’in torpiliyle rica minnet çıkartıldı, dört beş ay o kitapla yatıp kalktım.

Bunları anlatmaktan maksadım, demek ki onkasım törenlerinin de insana bir faydası olabiliyormuş, dolaylı da olsa.

*

Latince bilince, hele Fransızcan da varsa, İtalyancası, İspanyolcası, Portekizcesi vs. çocuk oyuncağı. İki haftada hakkından geliyorsun. Tabii konuşmak başka, o zor. Ama bir makaleyi okuyup iyi kötü ne dediğini anlıyorsun.

1980’de CB ile Meksikaya gittik, o kasaba senin bu taşra benim dolaşıyoruz. İspanyolcam var tabii, ama konuşmaya cesaretim yok. CB dili biliyor, lazım oldukça ben onun arkasına sığınıyorum.

Colima adlı şehirde allahlık bir handa gece çişe kalktım. Avluda 8-10 adam oturmuş, içiyorlar. Beni görünce “Gel Gringo sen de otur” dediler. İspanyolca bilmem, kem, küm, para etmedi. Üstümde atlet fanila, zorla oturttular, tekilayı da dayadılar. “Söyle bakalım hükümet partisinin kurduğu pazarcılar sendikasına girelim mi girmeyelim mi?” Ortam keyifli, tekila güçlü, kolaysa kaç!

Sabah gün ışırken bülbül gibi İspanyolca konuşuyordum. Körkütük sarhoş Meksikalı pazarcılarla siyaset üstüne ahkâm kesecek kadar, en azından.

2 yorum:

Recep Hilmi Tufan dedi ki...

Ne demiş şâir:

"En azından üç dil bileceksin,
en azından üç dilde ana avrat dümdüz gideceksin..."

Yazılarınızı okumak çok keyifli. İlk yazınıza bıraktığım yorumu okumanız dileğiyle...

zyhn dedi ki...

Çok ilginç gerçekten. Yazıda bahsi geçen kitabı bir türlü bulamadım. Esperanto için ne düşünüyorsunuz?