18 Mart 2009 Çarşamba

Allahın ipi

(Agos 18.07.2008)
Aksum civarında haline acıdım, arabaya aldım. 12-13 yaşlarında bir oğlan çocuğu. Sırtında beyaz gabbi, başında papaz adaylarına özgü beyaz külah, elinde asa, belinde masallardaki gibi keçi derisinden cüz kesesi, İncil herhalde. Tek kelime dil bilmiyordu, mimiklerle de anlaşamadık. Halinde garip bir tedirginlik: utangaçlık desen sırf o değil, sanki aklı başka yerde.

Debre Damo`ya gidiyormuş, ama yolu hakkında pek bir fikri yoktu. Orayı ben de görmek istiyordum. Peki seni götüreyim dedim. Toz toprak köy yollarında sora sora iki saat gittik. Onbin yıllık Afrika manzaraları: davar güden yalınayak çocuklar, saz damlı taş devri köyleri.

Yerden tıpa gibi çıkmış dik bir kayanın dibine vardık. Amerikan westernlerinde olur hani: Dört yanı 20-30 metre yükseklikte düz duvar, tepesi yassı, bilemedin 500 metre eninde bir mesa. Habeşlere Hıristiyanlığı getiren Süryani azizlerinden Abuna Aregawi 6. yüzyılda Damo manastırını bu kayanın tepesine kurmuş. Kanatlı bir yılan kendisini yukarıya taşımış. Asansörsüz başka türlü mümkün değil zaten.
Köylüler yetişti. Bağırış çağırış seslendik, yukardan ipi saldılar. İp dediğim, ucuca eklenmiş sığır derilerinden yılan gibi bir şey. Bizimki bana şöyle bir gülümsedi, ipe tutunup hoplaya zıplaya çıktı, kayanın kovuğunda kayboldu. Şaka değil, 10-12 katlı apartman yüksekliği.

Benim belime sarıp düğüm attılar. İkinci bir ip daha sarkıtıldı, tutunup dengemi bulmam için. Çekmeye başladılar. Daha ikinci metrede içime inanılmaz bir korku girdi, burada öleceğim diye. Yalvar yakar seslendim, indirdiler. Herkes çok güldü.

Köylüler anlattı. Yukarıda 150 keşiş varmış. Bütün günleri dua ve oruçla geçermiş. Arasıra çarşıya indikleri olurmuş ama çoğu hayat boyu orada kalırmış. Pek aziz olanları kayanın dik yamacına oyulu tek kişilik hücrelerde bazen yıllarca kalıp kendini ibadete verirmiş. Ekmekle suyu yukarıdan iple sarkıtılırmış.

Bizim oğlan de keşişlerin elini öpmeye gelmiş. Kalır herhalde, bir daha inmez dediler.

NOT: Bu hadise iki gün önce oldu. Yazıyı Etiyopya taşrasında berbat bir internetçi dükkânından zor bela göndermeye çalıştım. Gitmiştir inşallah.

2 yorum:

Kafkaz dedi ki...

Agzim acik okuyorum bu yazilanlari...

umitorhan dedi ki...

Bu kaçıncı okuyuşum bu yazıyı bilmem ki... Her seferinde bu harika yazıyı sanki ilk kez okuyormuşum gibi hissediyorum.
İnanılmaz maceralarınız var.
Bu arada merak ettiğim uzun bir süredir yeni yazılarınız niçin yayınlanmıyor?