28 Mart 2009 Cumartesi

Mafyacı Torkom, Yezidi adam, müstakbel kayınvalidem

(Agos 28.02.2008)

Yerevan-Tiflis uçağı sabah 4’te kalkacak dediler. Gittik köpekler gibi bekledik. 10 oldu, 11 oldu, sonunda “petrol yok, uçak kalkmayacak” dendi. Lanet olsun!

İsyan çıkartmaya çalışanlar arasında Torkom öne çıktı. Tipik post-Sovyetik mafya babası: ince çizgili takım elbise, cepte silah kabartısı, Erzurum tipi kara bıyık, altın diş, altın yüzük. Parmakları kıllı ve Besler sucuğu kalınlığındaydı diye hatırlıyorum. Kavga etmenin faydası yok, gel taksi tutalım dedim. Aklı yattı. 40 dolarmış. Yarı yarıya bölüştük. Fare kılıklı bir adamcağızla çok konuşan anaç bir teyzeyi de hayrına arabaya aldık.

Yolculuk, unuttum, 8-10 saat, yol delik deşik, araba rahatsız. Depremin üzerinden bir yıl geçtiği halde tahribat manzaraları korkunç. Fare kılıklı adam, ortaya çıktı ki Yezidiymiş. Torkom kükredi, adamcağızın ne hainliği kaldı ne ikiyüzlülüğü. Müdahale etmek zorunda kaldım, yoksa arabadan atıyorduk. Yezidi okullarında şimdi Ermenice zorunlu olmuş, ama eskiden yokmuş. O yüzden Ermenicesi kıtmış. Goris-Kafan çatışmalarında Yezidilerin başı Ermeni milislerine bir kamyonet dolusu maşin hediye etmiş, bila ücret, adam döne döne onu anlattı.

Anaç teyze bu arada beni gözüne kestirdi. Çok akıllı bir kızı varmış. Buradaki insanlar kabaymış, onları beğenmezmiş, anne ben ancak Istanbullu biriyle evlenirim dermiş. Okumuş ve efendi tipleri severmiş. Çok da güzel yemek yaparmış. Tiflis’te mutlaka onlara yemeğe gitmeliymişim. Hem oteller bu devirde tekin değilmiş, onlara gitsem kanapede yatabilirmişim, çok rahatmış, vır, vır, vır… Tiflis’e doğru ablukanın dozu arttı. Artan bir cüretkârlıkla rotam planlandı, muhtemel kaçış yollarım kesildi. Perşembe olmaz hayır mutlaka Çarşamba gelmeliymişim, Perşembe de gezmeye gidermişiz. Torkom milli meselelerden sıkıldı, karı kız muhabbeti açtı. Fare kılıklı adam Goris-Kafan çatışmalarına giden kamyonet dolusu maşini bir kez daha anlattı.

Tiflis’te günlerce müstakbel kayınvalideme yakalanma korkusuyla dolaştım. Adı galiba Araksi’ydi ya da Hayganuş, unutmuşum. Sonradan düşündüm, o yemek davetini kabul etmeli miydim diye.

3 yorum:

Recep Hilmi Tufan dedi ki...

Merhaba Sayın Nişanyan;

Daha önce sizlere ulaşmak için çeşitli iletişim yöntemleri kullandım ama hiçbir mailime cevap ver(e)mediniz. Amatörce bir çalışmanın ürünü olan http://kelimelerinsoyagaci.com adlı blogumuz var. Rica etsek orada da yazar mısınız? Veya biz sizin Kelimebaz yazılarınızı alabilir miyiz oraya? Eğer siz yazarsanız size minnettar olurum.

Adsız dedi ki...

hocam büyüksün, su fare kilikli adam muhabbetine epey bir kopdum. seviyorum seni...

umitorhan dedi ki...

Kabul etmeliydin bence :).
Bedava yatak, bedave yemek. Kızı da zorla verecek değillerdi ya. Çıkar giderdin.
böyle güzel bir blog varken tarafta yazmaya gerek bile yok aslında. zaten hak etmiyor gibi de duruyorlar.